Gelip kalem'e dokunan hayal ürünü cümleler vardır, işte bunlar onlar...

26 Mart 2011 Cumartesi

DUA

      
                   Dua'nın gücüne inanmayanlar, dikkat ederseniz, dua etmeyenler ya da dua etmeyi sevmeyenlerdir. Şimdi diyeceksiniz kim sevmez dua etmeyi, ben de bilmiyorum. Neden olmasın, her insan birbiriniden bambaşka yaratılmış. Evet, sevmez dua etmeyi demeyelim, dua etmez. Aklına gelmez ya da... Arada ne fark kaldı, hiç... Sonuç olarak yapmazlar...


     Oysa bilen bilir, sadece Yaratıcıya açılan el insanın gururuna dokunmaz. Fıtrata terstir O'ndan başkasına el açmak... Tuhaf karşılanır zaten. En basit örnekle ben; dilencileri görünce "ayy yazık, üşümüş, aç" diyen bir insan değilim. Hele ki gençse sağlamsa yüzüne tüküresim gelir. Saymak isterim, susar giderim. Sen söylesen ne değişecek derim. Yaratıcıdan başkasına el açmaları yanlış gelir bana. Allah kimseyi rızıksız bırakmayacağı konusunda vaadde bulunmuştur. Ve kula el açmayı, dilenmeyi haram kılmıştır. Vel hasılı kelam. O nasipsizlere, kula el açanlara kimse acımayıp para vermese onlar da bu yolla beslenmeyi öğrenip dilenmezdi. Sonuç olarak suçlu yine bizleriz...

           Sözün özüne dönmek lazım, Allah(cc) Furkan sûresinde bildirmiş bizlere; "Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin!" Aynen de böyledir. Gönderiliş gayesi biraz da bu ayette gizlidir. O, dua kapısı çok güçlüdür ki, peygamberler de bize hep bunu öğütlemiştir. Kaybolan bir iğnemiz dahi olsa onu Allah(cc)'dan istemek gerekirmiş. Çünkü belki de küçük iğneyi önce bize kaybettirir. Kulun ona dönmesini, el açmasını, duasını ister, sonra buldurur. Vesile kılar. Şer gibi görünür, iğnemizi kaybetmişizdir. Ama sonunda sevap hanemiz kabarır, dua etmişizdir. O'nun buna ihtiyacı var mıdır? Tabiki olmadığını biliriz. Asıl duaya ihtiyaç duyan bizlerizdir. Bize şah damarımızdan daha yakın olan Yaratıcı iyi bilir. Kula en iyi gelen şeyin yine O'na yönelmek olduğunu. Bu nedenle dua ettirir, sırf bize iyi gelmesi için. 

           Dua ettiğimizde Allah(cc) için değişen birşey yoktur. Değişen şey bizim içimizdedir. Biz değişiriz. Yaratıcısına daha layık, O'nun gözünde daha değerli oluruz. Nihayet dua bir motivasyondur, bazen meditasyondur... Gidin Hindistan'a on yılınızı yoga eğitimine, şuna buna verelim. Oturup bir saat tefekkür etmekteki huzuru bulamayız. Kendimizi kandırıp dururuz. Yoga olsa olsa bizi bedensel rahatlatır. Bunu da düşünmüştür herşeyi kusursuz düşünen Yaratıcı; Namaz. Milyonlarca insan yanılıyor olamaz değil mi? Namaz duasıdır bedenin. "Namaz müminin miracıdır" der bir hadis... En yücelerin yücesine, direkt olarak ulaşmanın tek ve en güzel yoludur. 

          Dua ederken bilirsiniz. O sizi duyar. O sizi dinler, çünkü en güzel dinleyicidir. O mutlaka cevap verir. Cevap vermediği dua yoktur.  Göz yaşı dökülen duaları sever. Dünyalık da olsa, ahiretlik de biz aciz kuluzdur, nefislik de olsa, kabirlik de farketmez. Biz dua ederek isteriz. Sevdiğimizi de ondan isteriz. Ya verir ya vermez. Bu da doğru. Ama iyi biliriz ki vermiyorsa, çok daha iyisini vermek istediği içindir... 
                                                                                                                                     
  E. Akman    
                                                                                                                                                 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder