Gelip kalem'e dokunan hayal ürünü cümleler vardır, işte bunlar onlar...

19 Eylül 2011 Pazartesi

Bir Ömür Yalnızlık


Yalnızlık kalıbına uydurulacak yeni şeyler söylememi isteselerdi, 'kendi kendine yetebilen insan' derdim en başta. Çünkü aslında kendi kendine bir çok yönden yeten insan yalnızdır. Bu gerçeğin farkında olmayanlar da farkedecektir. Tercihli olarak veya mecburi farketmez, sonuç itibariyle yalnızsak ve en kötüsü de 'yalnız' hissediyorsak kendimizle iyi geçinmeyi öğrenmişizdir. Kendisiyle geçinemeyen yalnızlığı sevmez de katlanamaz da...

Kendisiyle sorunları olan insanlar daha fazla ilgi duyulma, aranma, sorulma, birilerinin ona ihtiyaç duyması isteği gibi durumlarla boğuşabilir mesela. Bunlardan hiçbirine ihtiyacınız olmadığını düşünüyorsanız siz mükemmelsiniz demektir. Çünkü aciz insanoğlu bu sayılanlara bazen adeta muhtaçtır. Üzgünken aranmaya, sorulmaya, ilgiye kim ihtiyaç duymaz ki? Ya da başımızdan kötü bir şey geçtiyse.

15 Eylül 2011 Perşembe

Başı, sonu yok, İsmi de yok


Önce uzak bir hayale benziyordu kız, kimbilir kaç bin kilometrenin araya set çektiği... Ulaşmak yahut uzanmak söz konusu değildi zaten, ama kalbini bu kadar uzağa emanet edişten çekiniyordu. Sözcüklerle tasvir etmeye kalkmadı kimseye, ne kendine ne başkasına... Susmaktan yana da değildi ama gitmekten yana da değildi.

Bir akşam kız evden çıktı yine her zaman oldugu gibi. Gideceği yere gitmenin telaşı, hızlı hazırlanmış olmanın verdiği bir tedirginlikle yürümeye başladı. Her zamanki sıradan haliyle aceleci adımlar atıyordu.

Birden beliriverdi adam. Nerden çıkmıştı, nasıl gelmişti? Bunların bir önemi yoktu şu an belki de. Kız onu ilk defa gördü, adamınsa bilmem kaçıncı görüşü. Ama düşlerindeydi diğerleri. Rüyalarında. Çok net, tıpkı gerçek gibi. Yanılmamıştı ki. Rüyasında gördüğü hüzünlü siluetin biraz daha gerçeğe bürünmüş haliydi sadece karşısındaki.

9 Eylül 2011 Cuma

Saat 03.59


Kendi kendime söylenirken bazı anların da tarifi olmadıgı hissine kapılıyorum. Yazmak istemek fakat ne yazacagını dahi bilememek. Sadece kaleme sarılma istegiyle dolup taştınız mı hiç ? Ya da birine anlatma ihtiyacı gibi çıkagelen o zamansız dürtüye.

Saat şu an sabahın 03.59'u ve uyumamak için uykumun gelmemesi dışında bir bahane yok. Kafamda dönüp duran yüzlerce şeyden bahsedip okuyucuyu sıkmaya da hakkım yok. Bazı yazıları kendim için bazılarını da sizlere yazar gibiyim işte kabul ediyorum. Aklımda hikayeleştirmek istedigim senaryolar, satırlara dökmek istedigim yazılar var. Bir konu zihnime düşüveriyor ve 'yazmalıyım bunu' dedirtiyor. Fakat o an yazmazsan geçerlilik süresini doldurup bitiyor işte. Kısacası ilham gelince o anı zayi etmemek lazım. Yazmaya vakit yoksa ya da ortam yoksa o konu da kapanır gider bunu kafaya koymalı...