Gelip kalem'e dokunan hayal ürünü cümleler vardır, işte bunlar onlar...

15 Eylül 2011 Perşembe

Başı, sonu yok, İsmi de yok


Önce uzak bir hayale benziyordu kız, kimbilir kaç bin kilometrenin araya set çektiği... Ulaşmak yahut uzanmak söz konusu değildi zaten, ama kalbini bu kadar uzağa emanet edişten çekiniyordu. Sözcüklerle tasvir etmeye kalkmadı kimseye, ne kendine ne başkasına... Susmaktan yana da değildi ama gitmekten yana da değildi.

Bir akşam kız evden çıktı yine her zaman oldugu gibi. Gideceği yere gitmenin telaşı, hızlı hazırlanmış olmanın verdiği bir tedirginlikle yürümeye başladı. Her zamanki sıradan haliyle aceleci adımlar atıyordu.

Birden beliriverdi adam. Nerden çıkmıştı, nasıl gelmişti? Bunların bir önemi yoktu şu an belki de. Kız onu ilk defa gördü, adamınsa bilmem kaçıncı görüşü. Ama düşlerindeydi diğerleri. Rüyalarında. Çok net, tıpkı gerçek gibi. Yanılmamıştı ki. Rüyasında gördüğü hüzünlü siluetin biraz daha gerçeğe bürünmüş haliydi sadece karşısındaki.
Şaşkınlıkla baktı kız. Bir kaç adım ötesinde, karşısında duranın 'O' olduğundan emin olamadı ilkin. Ama duraksamıştı bir kere. Tedirgin ve yavaş adımlar attı farkında olmadan. Yıllardır tanıyormuşçasına gördüğü bu gözlerin derininde yatan hüznü anlayamayacaktı hiçbir zaman. Dilini yutmuş gibiydi ama dudakları hafif aralık bir şaşkınlık belirtisi taşıyordu sadece.

Kız ona yaklaştıkça, adam sabitlendi ona rastlamayı umduğu o yerde. Umduğu da gerçekleşmişti evet. Kesik kesik anılar geçti gözünün önünden, hiç yaşanmamış anılar. Karşısına çıkışı böyle olmamalıydı çünkü. Gelişinin altında bir sebep de yatmamalıydı, yatmıyordu da zaten. Mümkün olabildiğince sakin kalmaya çalışarak, kalp atışlarını denetlemeyi istiyordu. imkansızı... Bir de fazladan onun kalp atışlarını duymak isterdi. Sesini, hislerini, kalp atışlarını...

Hiçbir şey olmamış ya da tanımamış gibi kafasını çevirip gitmeyi istedi kız. Yıllardır tanışıyormuş, hep yanındaymış ve hep yanında kalacakmış gibi konuşmak istedi onunla adam. Afallayan taraf olmasına rağmen bir kaç adımda adama yaklaştı kız. Anlamsız gelecek tek bir kelimeden bile korkarken aslında dakikalardır konuşuyor olduklarını farketti bir anda. Anlaması geç sürmedi, gözleri ona hikayeler sıralamıştı bile. Oysa o geçen bir kaç dakika ikisine yıllar gibi uzun gelmişti. Ya da adeta zaman durmuş  gibi.
" Sen" dedi. "Buradasın."
Kendi sesini bile tanıyamadı ilkin. Bir açıklama bekleyen gözlerine karşılık adam başını yere eğdi sadece. Sonra kaldırdı ve,
"Evet" dedi.
Kız dikkati dağılmış gibi kafasını başka yöne çevirdi. Artık konuşamıyorlardı, çünkü gözleri birbirini görmekten kaçmıştı. Daha fazla direnemedi bu halde.
"Senden bir şey almalıyım" dedi. "her ne olursa, farketmez. Nefes aldıkça yanılmadığımı, burada olduğunu hissedebilmem için." dedi.
"Ben buradayım, ama sen?" dedi ve durdu kız. "Sen nasıl buldun beni."
"Boşver, ben de bilmiyorum"
"Gidecek misin peki?"
"Sende kalmaya gelmedim, bunu iyi biliyorsun. Yanılmadığımı görmeye geldim sadece. Yanılmamışım. Sen zaten benlesin. Ama küçük bir şey, ne olursa..."

Kız ilkin bakmakla yetindi. "neden" diye sormanın ne kadar anlamsız olacağına karar verdi. Yaşadığı an bir o kadar anlamsızdı belki ama saniyeleri sayıyordu adeta. Hani heyecanla karışık tedirginlik yaşanır da bir an önce o an bitsin isterdi ya bu da ona benziyordu. Bitseydi tadını çıkarabilecekti, belki ağlayacak, belki şaşıracak. Belki düşünecekti sadece. Ama o an bunlardan hiçbirini yapması mümkün değildi. Bir karar vermesi gerekiyordu sadece. Bir adım... Ya geri dönüp gidecekti ya da denileni yapacaktı.

Onu görmenin şaşkınlığını atabildikten sonra, çekip gitmenin nankörce olacağına karar verdi. Buna hakkı yoktu. Yüreğine düşen, yüreğinde yeşeren ve onu kedere boğan adam karşısındaydı işte. Hiçbir şey olmuyormuş gibi hissetmesi bedeninin ve aklının ona oynadığı bir oyundan fazlası değildi.

Yine hayal mi görüyordu acaba? Yoksa rüya mı? Anlama şansı var mıydı? Bunu bilmek için bir adım daha yaklaştı adama ve aradaki mesafeyi kapattı. Yüzü ifadesiz gibiydi ama kaşları çatıktı. Yine konuşuyorlardı, susamadan...

Kız elini kaldırdı, yavaşça adamın yüzüne yaklaştırdı ve çenesine dokundu hafifçe. Rüyada olup olmadığını anlamaya çalışıyordu. Değildi, o gerçekti. Omzunda ağlamak istediği, yanı başında gülmek istediği insan gerçekti. İnanmama şansı kalmadı artık. Hemen elini geri çekti ve şaşkın bakışlarla karşılaştı bu sefer. Ama sevecen, içten, sıcak ve hüzünlü bakışlarla. Öfkeli bir yüze benzeyen ama gülen gözbebekler vardı karşısında. Neye karar vereceğini bilemedi. Düşünmekten çok uzaktı artık.

İstemsizce sağ eli, sol bileğindeki bilekliğe uzandı. Hiç bakmadan bilekliği elinden söktü ve avucuna aldı. Adama bakıp gülümsedi sadece. Yılların yüzünde çizgiler bırakacağı bu adamı bir daha görüp görmeyeceğinden haberi yoktu. "Yanılmadığımı görmeye geldim" derken neyi kastettiğini anladı. Kız da yanılmamıştı zaten. Hasretini çektiği, gözyaşları akıttığı her dakika bir kaç saniyenin içine gizlendi ve o an yaşandı sanki... Kız elinde bilekliği adamın avucuna bıraktı ve yavaşça uzaklaştı. Adam avucundaki bilekliği öpmek için dudaklarına götürürken artık emindi ve huzurluydu. Sustu gözleri. Geldiği yöne dönerek, yoluna devam etti...


E. Akman





2 yorum: