Gelip kalem'e dokunan hayal ürünü cümleler vardır, işte bunlar onlar...

9 Eylül 2011 Cuma

Saat 03.59


Kendi kendime söylenirken bazı anların da tarifi olmadıgı hissine kapılıyorum. Yazmak istemek fakat ne yazacagını dahi bilememek. Sadece kaleme sarılma istegiyle dolup taştınız mı hiç ? Ya da birine anlatma ihtiyacı gibi çıkagelen o zamansız dürtüye.

Saat şu an sabahın 03.59'u ve uyumamak için uykumun gelmemesi dışında bir bahane yok. Kafamda dönüp duran yüzlerce şeyden bahsedip okuyucuyu sıkmaya da hakkım yok. Bazı yazıları kendim için bazılarını da sizlere yazar gibiyim işte kabul ediyorum. Aklımda hikayeleştirmek istedigim senaryolar, satırlara dökmek istedigim yazılar var. Bir konu zihnime düşüveriyor ve 'yazmalıyım bunu' dedirtiyor. Fakat o an yazmazsan geçerlilik süresini doldurup bitiyor işte. Kısacası ilham gelince o anı zayi etmemek lazım. Yazmaya vakit yoksa ya da ortam yoksa o konu da kapanır gider bunu kafaya koymalı...

Kişisel bahisler bazen bencilce gelebiliyor, çünkü beni tanımayan insanlar benim hayatımdan kareler duymak zorunda degiller belki de. Ama bu da bir ihtiyaç nihayetinde, deşarj olmak adına yaşadıklarından dem vurmak. Hayat tecrübelerini yazıya dökenler, adeta kan ağlayanlar var, evet baktıkça ibret aldığımı aynı zamanda şükrettiğimi itiraf etmeliyim. İnsanlara bakıyorum, kendini adayanlar var başkasının mutlulugu için, sonra doğuştan güleçler, doğuştan hüzünlü bakanlar var, arkadaş canlısı olanlar var, kuyu kazanlar var mesela. Var da var, binbir çeşit insan var ve tanımadan dışarıdan bakmak yetiyor bazen... Her bir birey bir çeşit yaşam mücadelesi içinde sürüklenip gidiyor. Ömür bitmeye doğru koşar adımlarla ilerliyor yalnızca.

Zamanın durgunlaştıgı ama içinde huzuru barındıran bir şeyler yazmak istiyorum. Ruhumda kıpraşan melodiyi duyurabilmek adına, bazı düşleri kağıda sıralamak. Sonra defalarca okumak ama sıkılmadan, ama tuhafsamadan birilerine okumak o öyküyü... Ne benden ne de anlattıklarımdan sıkılmayacak birine, özgürce anlatmak, düşleri sıralamak yanıbaşında. Yaşanmamış ama dilden düşmeyen her şeyin hasreti satırlara dökülsün ve ilk defa ruh bulsun, can bulsun hani diyorum. Kendi kendime söylediğim şarkılara ses verecek bir ses o kağıdın içine hapsolmuş bekliyor adeta. Tasvir edilemeyen nice duygunun yanında en asilcesi olan 'özlemek' artık sonunu bulmuş olsun. Bitmiş olsun bir şeyler ve bu bitişler bir çok şeyin başlangıcı olabilsin. Falan filan açıkcası... Bunları yazmak her şeyi karmaşaya sürüklemek gibi o yüzden şimdilik düşte kalması daha akıllıca belki.

Bu yüzden şimdi uyumalı belki de... Ama büyümemek üzere uyumak. He bir de bugün günlüğe bir şey yazmadım, ondandır belki bu laf salatalarım. Dillenmesi, sözlenmesi gereken yüzlerce yazı buldum kendimde ama şimdilik yastığın altına itmekle yetiniyorum. Bu gece de sabaha kavuşurken huzur bulsun istiyorum...


E. Akman



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder