Gelip kalem'e dokunan hayal ürünü cümleler vardır, işte bunlar onlar...

6 Eylül 2012 Perşembe

Kaybetmek Üzerine



Annesinden hatıra kalan ve severek, beğenerek kolunda taşıdığı o güzel saati, elini yıkamak için girdiği lavabonun kenarında unutmuş, bir saat sonra dönüp aradığında, gördüğü insanlara sorduğunda ise saatinden hiçbir ize rastlayamamıştı. Etrafı aradı taradı, çılgıncasına döndü belki, bulmak zorundaydı çünkü başka çaresi yoktu. Aramaktan, sormaktan yorgun düştüğünde ise ilk defa hayatında kendini çaresiz hissetti. Küçücük bir aksesuar belki, belki de yılların, anıların içine saklandığı en önemli hatıraydı o. Ama gitmişti işte, bir nesneydi ve adeta arkasına bakmadan gitmişti. Kız neredeyse ağlayacak duruma geldiğinde farketti. O'nu kaybetmişti.

***
Uzun bir aradan sonra eşinin ısrarlarıyla dışarı çıkmışlardı ve yolun kenarından geçerken, adam karısına kendisini orada beklemesini, büfeden sigara almaya gideceğini ve hemen döneceğini söyledi. Kadın yol kenarında dururken ve arkasından frenleri tutmayan, son sürat bir kamyonet hızla ona doğru yaklaşırken uzun zamandır eşine onu sevdiğini söylemediğinin farkında bile değildi. Aynı zamanda hayatındaki diğer insanlara anne, babasına ve dostlarına da...
***
Adam karısının cansız bedeniyle buluştuğunda onu iki dakikalığına da olsa oracıkta bıraktığı için ömür boyu kendini affetmeyeceğini biliyordu. Daha dakikalar öncesine kadar karısını kendinden çok sevdiğinin farkında bile değildi üstelik. Sanki zalim bir el saniyeler içinde onun masum ruhunu çekip almıştı kendisinden, adam ise o elin karısını değil kendisini almış olmasını dilerdi yüzbinlerce kez. Onu kırmamak ya da mutlu etmek adına neler yapmıştı ki, insan hem birini bu kadar sever hem bu kadar umursamaz olur muydu? Nihayet karısına veda ettiğinde farkına varıyordu bunların her nedense. Adam, nefesinin bedenine az geldiği o anda farketti. O'nu kaybetmişti.
***
Böylesine basitti bazı şeyleri kaybetmek. İnsan hayatı, bir eşya, bir anı, bir sevgi olsun farketmez, terkediverdiği anda çoğu insan hayatındaki diğer anlamları sorgulama yarışına giriyordu kendisiyle başbaşa.  Kimisi hayata küsüp bütün defterleri kapatıyordu belki kaldırmayıp, kimisi de yeni bir defter açıyordu kaybettiğinin arkasından.
Her nedense, en çok kaybedildikten sonra anlaşılıyordu o çok 'değerli' varlıkların kıymeti. Öncesi yoktu sanki bunların. En sevdiğin insana 'sen çok değerlisin' demek ya da biraz sonra kaybedeceğin saate kolunda nasıl değerli ve güzel bir şey taşıdığının farkında olarak bakmak gelmiyordu nedense akla. Gittikten sonra ardından bakmak veya gidişini bile görememek düşüyordu böylelerinin payına.
Bazense yetmiyordu çok değer vermek veya üstüne titremek... Kaderinde kaybetmenin olduğu o şey vakti gelince gidiyordu kendiliğinden. Kimisini üstüne çok titrediğin için kaybediyordun, kimisini ise çok hevesle sahip olduğun için. Sen sakındıkça ya başına bir şey geliyordu onun ya da sonunda elinden kayıp gidiyordu.
Belki de bazı şeyleri çok sahiplenmemek gerekiyordu, çünkü Allah "hiçbir şeye sahip değilsin aslında, misafirsin sen bu fani hayatta" diyordu adeta. Bazen de sahip olmadığın ama bir süreliğine seninle duran o çok değerli şeye veya kişiye gereken değeri vermezsen "kıymetini bilemedin bak elinden alıyorum, çünkü zaten senin değildi " diyordu sanki kuluna tekrardan. Misafir olduğun bir dünyada sahip olmadığın ama yanında duran her ne varsa farkında olarak yaşamak gerekliydi demekki. O farkındalığı farkettirerek... Orta yolu tutturmayı öğrenerek yaşamak gerekiyordu vesselam.



E. Akman



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder