Gelip kalem'e dokunan hayal ürünü cümleler vardır, işte bunlar onlar...

9 Ağustos 2017 Çarşamba

BİR BAŞKASININ HAYALİNDEKİ HAYAT


Uzun zaman olmuştu yazmayalı. Herhalde en son nişanlıyken birkaç satır karalamış olmalıyım. Bunca geçen zamanda yuva kurdum, anne oldum. Şükredecek sebeplerim arttı günden güne. Bu öyle bir geçit ki insan hayatında, yeri geliyor ağlıyorsun korkudan, yeri geliyor mutluluktan. Öylesine tuhaf işte ama bir o kadar şükür sebebi taşıyor her günümüz. Başını evinden içeri sokunca, evsiz olmadığına şükrediyorsun. Eşinin omzuna başını koyunca, yalnız olmadığına ve evladının gülüşünü görünce, evlatsız kalmadığına şükrediyorsun.


Kimi insanlar görüyorum, hayatın en tatlı, en cici yönlerini aksettiriyorlar insana ve bakınca gerçekten mutluluktan her gün uçuyorlar sanıyorsun. Kimi insanlar ise perdenin arkasından şükretmeyi bilen insanlara özenerek ömrünü tüketiyor. Neden mi? Çünkü kendini mutlu gösteren kişi, hiç acı hiç keder yaşamıyor sanılıyor. Ya da hayatı aşırı güzel geçiyor sanılıyor. Oysa olay sadece kişinin bakış açısında gizli. Bir başkasının şikayet edeceği şeyi, şükretmeyi bilen insan güzel görüyorsa elbette ki o her daim daha mutlu olacak. Hayatımızdaki her geçidin kendine göre bir güzelliği yok mu? Örneğin, bekar evli olana, evli olan da bekara imreniyor. Buradan anlıyorum şu insanoğlunun gözünü topraktan başka bir şey doyurmayacak. Elimizde olan şartlar ve durum neyse onu sevmeye çalışmak bu hayatın kilit noktası bence.

Bunları neden mi anlatıyorum. Çünkü gözlemledikçe insanları ve kendimi, gördüm ki kişinin memnuniyetleri, şartlara değil kişinin tamamen kendisine bağlı. Basit bir örnek. Geçenlerde üniversite tercihi yapan kardeşime, kendi mesleğim hariç hemen hemen tüm bölümleri önerdiğimi fark ettim. Aslında bunu fark etmeden yaptım. Şu bölüm şöyle rahat bu bölüm böyle avantajlı derken elimdekinin kıymetini bilmediğimi ve hep ulaşamadığıma özendiğimi anladım. Üstelik önerilerim kendisiyle çelişmeye de başladı. Sanki benim olmayan ne varsa o güzel gibiydi. İşte hayat da hep böyle sanki. Bizim olamayan ne varsa o hep güzel. Çünkü ulaşamadık. Veya elimizden kaçırdık. Şu bölümü okusaydım şöyle olurdu diye diye dilimizde tüy bitiyor ama bir başkasının hayalindeki hayatı yaşıyor olduğumuz gerçeğini ıskalıyoruz sanki.

Şuan bebeğim minik, bebeği büyük olanlara özenirsem bu anı kaçırırım. O zaman ne anlamı kalır yaşamın benim için. Onun her anının tadını çıkarmam gerek. Yürümediği zaman “ortalığı karıştıramıyor rahatım” demeliyim ama yürüdüğü zaman da hiç olmadığım kadar mutlu olmalıyım bu gelişmeye. Çünkü her evrenin kendine has ayrı bir güzelliği var. Ve ben her evrenin kıymetini bilmeli tadını çıkarmalıyım. Bir anne olarak, bir an önce büyüse de rahat etsem demek değil, her anında onu çok sevmek ve şükretmek zorundayım. Ne güzel bir zorunluluk ;)

 İnsan günden güne büyüyor demek ki. Kendini gözlemledikçe büyüyor en çok da. Ben ne yapıyorum, şu an neredeyim ve gerçekten mutsuz muyum diye sorguladıkça, elindekilerin farkına varıyorsun. Şükredecek ne çok şey varmış diyorsun. En önemlisi de şu. Şükretmek için muhteşem bir gelişme olması gerekmiyor. Her şeyin yolunda olması ve sağlıklı olmam yeterli oluyor. Zaten muhteşem gelişmelerin de ömrü en fazla 2 gün sürüyor. Daha sonra muhteşemliğini kaybediyor ve sıradanlar listesine giriyor hemen. Kısacası güzel şeyler kısa sürüyor. Ya bitiyor, ya da etkisini yitiriyor.

Şu sıralar yeni mottom “Belki de bir başkasının hayalindeki hayatı yaşıyorsun, şükret.”
Bu cümleyi bayağı sevdim, çünkü insanı silkeliyor. Kendine getiriyor.

Hangimiz bir diğerimizin hayalindeki hayatı yaşamıyoruz ki?

Emame A.H.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder